Doğu Akdeniz'de enerji çıkmazı ve Türkiye

Doğu Akdeniz’de sular gün geçtikçe ısınmaya devam ediyor. Dünyanın en büyük devletleri devasa donanmalarını Akdeniz’in sıcak sularına yollamakta adeta birbirleriyle yarış halinde. Son olarak Rusların Akdeniz’de yapacağı tatbikat bir kez daha dikkatleri bu bölgeye çekti. Soğuk savaş döneminden günümüze en büyük ölçekte askeri tatbikatını bu bölgede yapacak olan Rusya diğer devletlere ben de buradayım diyerek adeta gözdağı veriyor. Rusya’nın dışında ABD’nin 6.filosu bu bölgede faaliyetlerine devam ederken, İngiltere’nin de Kıbrıs üssündeki hareketlilik hiç azalmıyor. Türkiye’nin de çalışmalarını aksatmadığı bölgede ayrıca Yunanistan, Mısır ve İsrail donanmaları da bulunuyor. Peki, pek çok devletin bu kadar büyük masraflarla bölgede yaptıkları bu gövde gösterisinin sebebi, bu bölgenin önemi nedir? Sözü çok uzatmadan hemen söyleyeyim, ekonomik değer olarak yaklaşık 1.5 trilyon doları bulacağı öngörülen zengin doğalgaz ve hidrokarbon yatakları, yani dolayısıyla “Enerji”.

Hali hazırda bölgede gerçekleşen pek çok olayı bu zengin doğal kaynaklardan bağımsız düşünmek pek mümkün değil. Suriye’deki iç karışıklığı fırsat bilen YPG/PYD terör örgütünün Kuzey Suriye’de, Irak’ın Kuzeyinden Doğu Akdeniz’e kadar oluşturmaya çalıştığı terör devleti bunun en büyük emaresiydi. Ortadoğu petrol ve doğalgazının Akdeniz üzerinden bölge ülkelerine ve Avrupa’ya geçiş güzergâhı olmayı ve liman kentlerini hedefleyen bu terör yapılanmasının ve destekçilerinin planını Türkiye, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla engellemişti. Özellikle son yıllarda Ülkemizin de finansal ve sosyokültürel olarak çok etkilendiği Suriye’de yaşanan olayları ve göçü de bu çerçeve dışında düşünemeyiz. Rusya’nın, tarih kitaplarında hep okuduğumuz sıcak denizlere inme sevdasını Suriye’nin liman kenti Lazkiye’de açtığı hava üssü ve Tartus’da yer alan deniz üssü ile bir nebze gerçekleştirmiş olduğu bu savaş her geçen gün içinden çıkılmaz bir hal almakta ve Doğu Akdeniz’deki dengeleri daha karmaşık bir hale getirmektedir.

Türkiye Doğu Akdeniz’de politikalarını, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinden onların da haklarını korumak adına belirlemektedir. Özellikle Güney Kıbrıs’ın başına buyruk sondaj yapması ve MEB(Münhasır Ekonomik Bölge) ilan etmesinin önüne geçmek adına kararlı tutumunu sürdürmektedir. Uluslararası hukuktan kaynaklanan kendisine ait bölgelerde yerli imkânlarıyla arama ve sondaj çalışmaları yapmakta kararlıdır. Ayrıca büyük enerji şirketleriyle ortak çalışmaya hazır olduğunu her platformda dile getirmektedir. Üstelik Türkiye, Kıbrıs’ın güneyinde çıkan ve çıkması muhtemel kaynakların Avrupa Birliği ülkelerine arzının sağlanması noktasında en kısa ve güvenli güzergâh olarak dikkat çekmektedir. Bu jeopolitik ve stratejik konum Türkiye’nin Doğu Akdeniz satrancında elini güçlendiren önemli unsurlardan birisi olmasına rağmen yeterli değildir. Türkiye uzun zamandır kendi imkânlarıyla Antalya açıklarında arama faaliyetleri yapmaktadır. Bu yılın haziran ayında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) Akdeniz’de ilk aktif sondaj gemisi Fatih ile faaliyetlerine başlayacak olan Türkiye, bölgede kendi kaynaklarını elde etmek adına önemli bir adım atmış olacaktır.

Kalkınmanın en önemli bileşeni olan enerji, Ülkemiz için maalesef cari açığın en önemli kalemi durumundadır. Özellikle içerisinde bulunduğumuz bu buhranlı ekonomik dönemde, enerji de dışarı bağımlı olan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’ de başlattığı arama ve sondaj faaliyetlerini artırarak devam ettirmesi, doğru yöntem ve çalışmalarla en kısa sürede kıymetli doğal kaynaklara ulaşabilmesi milli çıkarlarımız açısından oldukça önemlidir. Fakat bahse konu olan bölgenin içerisinde bulunduğu çıkmaz, sadece enerji alanında yapılacak arama ve sondaj faaliyetleriyle değil Doğu Akdeniz’de güçlü bir donanmanın da bulunması gerektiğini de bir kez daha gözler önüne sermektedir. Özelikle tartışmalı sahalarda diğer devletlerin bir oldubittisine izin verilmeksizin donanmamızın ve silahlı kuvvetlerimizin de faaliyetlerine devam etmesi büyük önem arz etmektedir. Unutulmamalıdır ki sahada ne kadar etkin olunursa, diplomaside ve masada da o kadar söz hakkı olunur. Milli çıkarlar noktasında Türkiye’nin geri adım atması söz konusu dahi olmamalıdır.

Ömer Faruk Tunçbilek

AR-GE ve Proje İnovasyon Sor.G.Bşk.Yrd.

Kaynak: UlakTürk

Takip edin: